Ünlü Gökbilimciler Kimlerdir? Yıldızlar Arasında Geziyorum!
Bazen gece, yıldızları izlerken kendimi bir anda başka bir boyutta buluyorum. O an düşündüğüm şeyler genellikle çok derin değil, mesela “Acaba uzaya çıksam, yemek tariflerini oradan mı ararız?” gibi sorular oluyor. Ama sonra bir bakıyorum, bu düşünceler bir şekilde gökbilimci konusu açmaya kadar ilerliyor. Neyse ki, birazdan anlatacağım bu ünlü gökbilimciler hakkında söylediklerim, kesinlikle uzaya çıkmadan önce işinize yarayacak türden.
Bu yazı, İzmir’deki 25 yaşındaki, her zaman espri yapmaya çalışan ama aynı zamanda her şeyi gereğinden fazla düşünmeye eğilimli birinin gözünden yazıldı. Evet, ben o kişiyim. Çoğu zaman kafamda bir milyon şey dönerken, gülmemek için kendimi zor tutarım. Ama işte böyle biri, dünyanın en ünlü gökbilimcilerini anlatan bir yazıyı bile rahatlıkla mizahi bir şekilde kaleme alabilir. O zaman, hadi başlayalım!
Gökbilimci Nedir, Ne İşe Yarar?
Şimdi, hemen bir şey netleştirelim: Gökbilimci dediğimiz kişi, herkesin bildiği o “star” tiplemesi değil. Yani ne astronom, ne de uzaya giden biri. Bir gökbilimci, aslında gökyüzünü inceler, yıldızları, gezegenleri, galaksileri ve genel olarak evreni anlamaya çalışır. Ama biraz daha havalı bir açıklama yapacak olursak, evrenin sırrını çözmeye çalışan insanlardır. Tabii, uzaya gitmeden, teleskoplarla hallederler bu işleri. Teleskopsuz gökbilimci olur mu, tabii ki de olmaz.
Galileo Galilei: “Biraz Teleskop, Biraz Cesaret”
Gökbilimci dediğimizde akla gelen ilk isimlerden biri tabii ki Galileo Galilei. İtalyan bilim insanı ve astronom, teleskobu ilk kez gökyüzüne çevirmesiyle ünlü. Ama bu hikâye şöyle başlamaz: “Galileo, bir gün sabah uyandığında dedi ki: ‘Bugün teleskopu alıp Mars’a bakacağım.'”
Hayır, işler biraz daha karmaşık. Galileo, bilimsel bir şekilde evreni anlamaya çalışan ilk kişilerden biriydi. Ama işin komik tarafı, zamanında astronomi biliminin pek de saygı gören bir alan olmamış olması. Yani bir gün, düşünsenize, Galileo’nun ofisinde oturup, şarap içip astronomiyle uğraşırken birden biri gelip “Ya bu adam delirmiş, ne yapıyor?” demiş. Öyle zamanlar… Ama o, tavrından ödün vermedi. “Yıldızları inceledim, görüyorum ki Dünya yuvarlak” dedi. Ve tabii ki başta kimse bunu kabul etmedi, çünkü herkes “Dünya düzdür!” diye tutturmuştu. Sonra Galileo bir teleskop aldı, “Yıldızlar var ya, işte onları çok net görüyorum” dedi, ama o dönemde kimse buna fazla ilgi göstermedi. Yani bir bakıma, Galileo’nun olaylara bakış açısı biraz da bizim gibi, “Evet, hadi şu gezegenleri de bir gözden geçireyim, belki biri bizim gibi takılıyordur” modundaydı.
Johannes Kepler: Matematikle Gökbilimci Olmak
Kepler… Hani bazen insan birinin nasıl bu kadar kafayı çalıştırdığını düşünür ya, işte Johannes Kepler tam o tiplerden biri. O, gökbilimle ilgili çok fazla şey söylemiş biri. Kepler’in en ünlü katkılarından biri, gezegenlerin hareketlerini tanımlayan Kepler Yasaları’dır. Şimdi bir düşün, okuldaki en iyi matematikçi ya da en derin fizikçi, gece yatmadan önce “Yıldızların hareketleri bir matematiksel formüle dayalı olmalı” diyip kafasında gezegenlerin hareketlerini hesaplasın. Sonra da bu teorileri geliştirip, yıllar sonra her şeyin üzerine yazılmış bir kuram oluştursun. Biz de burada kahve içip “Ya bu dünya gerçekten dönüyor mu?” diye kafa patlatalım.
Kepler, aslında gökbilim dünyasında matematiği bu kadar etkili kullanan ilk isimlerden biri. Ama o dönemde kimse onu başkalarına anlatmayı pek istemediği için Kepler’in düşüncelerinin ne kadar iyi olduğunun farkına varması biraz zaman aldı. Bu yüzden belki de bir sabah işe giderken, “Kepler, neden matematikle uğraşıyorsun ki? Bırak da yıldızlar takılsın” demiş olabilirler. Ama o, akılcı ve sabırlı bir şekilde işini yaptı. Hâlâ daha dünyada Kepler’in ismi anıldığında, “Evet, bu adam bizim matematiksel evrenimizi biraz daha netleştirdi” diyoruz.
Carl Sagan: Uzayı Esprili Bir Şekilde Anlatan Adam
Bir de var, Carl Sagan. Yani o zamanların en cool gökbilimcisi! Adam o kadar tatlı bir şekilde evreni anlatıyordu ki, izlerken adeta uzayda gezdiğini hissediyorsun. Hani bazen öylesine düşünceler gelir ya, “Birinin beni uzaya gönderse, gezegenleri oradan görsem” diye, işte Carl Sagan bu düşünceyi televizyon ekranına taşımayı başardı. Yıldızları, galaksileri anlatırken bir anda aklınızda o kadar derin sorular oluşur ki, bir anda uzaya gitmeye karar verirsiniz.
Sagan’ın işi, yalnızca bilimsel değil, eğitici tarafları da vardı. Özellikle “Cosmos” adlı belgeseliyle çok popüler oldu. Hani bazen bir insanın nasıl bu kadar insanları etkileyebileceğini anlamazsınız, işte o adam Carl Sagan’dı. Her söylediği şeyde, “Evet, ben buradayım ve evreni anlatmaya geldim” diye bağırıyordu. Ve bir gökbilimci olmanın sadece hesap yapmaktan ibaret olmadığını da gayet güzel kanıtladı. Bazen, uzayın derinliklerinde bir yere gitmek yerine, bu bilim insanının sohbetleriyle bile bulutların üzerinde geziyor gibi hissediyorsunuz.
Neil deGrasse Tyson: Şu Anki Gökbilimcinin “Kardeşi”
Ve tabii ki, günümüzün ünlü gökbilimcilerinden Neil deGrasse Tyson! Neil, biraz daha modern bir dokunuşla evreni açıklıyor. Adam Twitter’da gündem oluyor, televizyonlarda gökyüzünü anlatırken hararetle bağırıyor, bir bakıyorsunuz başka bir belgeselde Einstein’ın formüllerini çözüyor! Gerçekten uzay hakkında bu kadar bilgi dolu birini daha önce görmedim. Bazen kendisini izlerken düşünmeden edemiyorum: “Neil’in beyninde kaç tane galaksi var? Sadece onun bir kısmı mı dünyaya sığabiliyor?”
Bir gün Neil deGrasse Tyson’ı izlerken, “Keşke bir de uzayda bir restoran olsa, orada da her şeyi ben anlatsam” dedim. Kafamda sürekli teoriler dönerken, Neil gibi birisi bir televizyon şovuna katılıyor ve ‘uzay’ hakkında şaka yaparak hemen herkesin ilgisini çekiyor. Neyse ki uzaya gitmeden de o kadar çok şey öğreniyoruz ki, birkaç yıl içinde belki de her şeyin cevabını buluruz.
Sonuç: Gökbilimciler Bizim Gibiler, Ama Yıldızlarla Takılıyorlar!
Evet, ünlü gökbilimciler kimlerdir sorusunun cevabını vermek tabii ki basit değil. Ama Galileo’dan Kepler’e, Carl Sagan’dan Neil deGrasse Tyson’a kadar olan bu yolculuk, aslında hepimizin içindeki keşfetme arzusunu yansıtıyor. Yıldızlara bakarken aslında herkesin içinde biraz Galileo, biraz Sagan var. Bizim işimiz belki teleskop değil, ama her birimizin gökyüzüne baktığında merakla düşündüğü bir şey var.
O zaman, bir dahaki sefere gökyüzüne bakarken “Ya şu Galileo ne demişti?” diyerek, bir yıldızın ışığında düşünmek, belki de bir adım daha ileri gitmek demek olabilir. Yani biz de, sıradan günlerimizde bazen fazlasıyla espri yapıp, bazen de her şeyi düşünerek birer gökbilimci olabiliyoruz, değil mi?